Aslında bu yazının biraz edebi yönünün (tabi bu ne demekse) güçlü olsun istiyorum ama benim gibi cümle kurma özürlüsü biri için çok zor şeyler olsa da yazmak istiyorum. Bu gibi durumlar içimi dökmenin yetersizliğini en sancılı şekilde hissettiriyor. Her harf, içsel çatışmalarımın derinliklerine inen bir yol olsun istiyorum. Ama çok yetersizim keşke lisede edebiyat derslerine daha çok çalışsaydım.
Hayatımın tamamı çıkmazlarla dolu. İnsanlar ve benim aramdaki ilişkiler, anlamını yitiren şeyler, ben insanları üzüyorum insanlar da beni üzüyor. Yeniden inşa edebilirim diye attığım her adımda yorgunluk ve umutsuzluk karşılıyor beni. Bu yorucu döngüden kaçmak istiyorum.
Kimsenin gözleri üzerimde değilken, adımın bile yankılanmadığı o ücra köşelerde, içsel kıyılarımı keşfetmeyi arzuluyorum. Düşüncelerimin labirentinde kaybolurken, umutlarımın izini sürmek ve hayal kırıklıklarımın sancısını hissetmek istiyorum. Kaybettiğim insanlar, kendime küstürdüklerim, acı çekmesine sebep olduklarım ve üzdüklerim. Karanlık günahlarımın hepsi. Bu karanlık yolculuk, yalnızlığın getirdiği acıyla aydınlanabilir mi, bilmiyorum. Diliyorum.
Bu yalnızlık içinde yankılanan her hece, acılarımın çığlığına dönüşecek. Yalnızlık, sadece bir yük değil, aynı zamanda acıların en yalın halini sunan bir ayna gibi duruyor. Maalesef bu biraz korkutucu duruyor. Bu yolculuk, umutsuzluğun değil, içsel aydınlanmanın bir yolculuğu olabilir mi? Kim bilebilir? Belki de içimdeki en koyu karanlıkları ararken, en parlak ışığı bulabilirim. Belki de kendi yansımamı yalnızlıkta göreceğim.
Ya da belki tam tersi
Turin Turambar gibi olmaktan korkuyorum. Turin, kendi lanetini taşıyarak gittiği her yere felaketi sürükledi. Kaçmak ne Turin’i kurtardı ne de Nargothrond’u. Ben de içinde bulunduğum koşulların içinde lanetimi farketmeden hareket ediyor olabilirim. Üzücü, öyle ya da böyle
Gidiyorum.
Dilini bilmediğim bir ülkeye bilet alıp gitmek ve orada yeniden doğmak üzere..
