Uzun bir süre batı toplumlarından başlayarak kapitalizmin bizi nasıl bir tüketim toplumuna dönüştürdüğünü uzun bir süre tartıştık. Birey kendi kişiliğinde veya yakınlarında bu tüketim çılgınlığına ilişkin mutlaka bir şeyler görmüş olmalıdır. İnsanlar kendilerini özel hissetmek için tüketime yönelmiş ortalama olarak fiziksel ihtiyaçlarından daha fazlasına sahip olmaya çalıştığını gözlemlemiştik yakın zamana kadar. Ortalama üç çift ayakkabıya ihtiyacı varken onlarca ayakkabı satın alan bireyin motivasyonu psikologlar, pazarlamacılar ve çeşitli akademik ortamlarda tartışılmasına rağmen benim için hala büyük bir belirsizlik.
Toplum bireylerinin bir anlamda kendilerini yapılandırmak ve ifade adına yaptıkları bu tüketimin bir diğer boyutunun da üretimi gerçekleştiren organizasyonların yatırımcılarına sundukları yüksek kar potansiyelleridir. İstatistiki bir karşılaştırma yapmak istemiyorum ama yatırım fırsatları kollayan kitlenin de hiç azımsanmayacak olduğunu düşünüyorum. Birikimler ile ev ve araba gibi temel ihtiyaçlarını karşılamaktan gittikçe uzaklaşan kuşaklar artık birikimlerini finansal ürünlerde değerlendirmeye başlıyorlar.
Türkiye’de 2017-2018 yıllarında kendini gittikçe hissettirmeye başlayan enflasyon ortamı insanları blok zincir gibi alanlarda yatırım yapmaya teşvik etmiş ve erken bir adaptasyon süreci başlatmıştır. Bu alanda paylaşım yapan hesapların yüz binlerce takipçi sayısına ulaşmış olması yatırım yapan veya yatırım konularına ilgi duyan insan sayısının hiç de azımsanmayacak olduğunu göstermiştir. Blok zincir teknolojisinin mucidi olan ve Bitcoin whitepaper’ında özellikle vurgulanan Stuart Haber ve Scott Stornetta’nın çalışmalarının dahi bu kadar ilgi görmemesi de aslında toplumların ne kadar pratik faydaya yönelmiş olduğunun göstergesidir. Ama şunu da unutmamak gerekir ki her pratik faydanın arkasında nedensel bir gerçeklik bulunmaktadır.
Yıllar önce bir üniversite öğrencisiyken okuduğum “Zengin Baba Yoksul Baba” beni çok etkilemiş ve biraz da kendi durumumuzu görmüştüm. Birçok kişi ihtiyaçlarını karşılamak için yatırımlarından elde ettiği kazançları değil de kredi çekerek borçlanma yoluyla elde ettiği fonları kullanır. İşte bu Kiyosaki’nin kitabındaki yoksulluk ve zenginlik ayrımını vermektedir bize. Bizim toplumumuzda büyük bir çoğunluk kendisini yoksul olarak tanımlamaz ama durum biraz da böyledir. Birçok kişi ihtiyaçlarını karşılamak için yatırımlarından elde ettiği kazançları değil de kredi çekerek borçlanma yoluyla elde ettiği fonları kullanır. Bu fonların maliyeti de ülkedeki ekonomik koşullara göre bireyin omuzlarına ekstradan bir yük bindirir.
Üniversiteyi bitirdikten sonra öğrenim kredileri ve hayata atılırken temel ihtiyaçların karşılanmasına dönük krediler zaten bireylerin birçok anı ıskalamasına yol açıyor. Sanırım bu noktada bir şeylerin eksikliğine fazla katılan kişiler ya doyumsuz bir tüketime ya da doyumsuz bir yatırıma yöneliyor. Zaten tüketimle yatırımın da sınırları bulanıklaşıyor bu noktada.
