hayırlı olsun
bir nisan gecesi bozkırın kalbinde tüm şehir burada gecenin frenleri kulaklarımda ben bir evin içindeyim tek başıma ben bir evim tek başıma bozkırın ortasında birkaç fotoğraf biraz daha müzik ve şarabın verdiği tüm yetkilerle. mezarların başında kimliği yutulmuş ölüler için çiçek bırak bir ihtiya...
çingen düğünü
bir iki üç. ışıklar kapandı ve seyirciler sessiz. herkes halen yaşananların şovun bir parçası olduğunu zannediyor. çingenelerden aldığım bir tutam neşe, ufak bir borç burada kimse birbirine hüzünlerini geri ödemiyor şarkılar biterken ve sarhoşlar şehri terk ederken büyük bir kaos yaşandı. zaman ...
hayırlı olsun
bir nisan gecesi bozkırın kalbinde tüm şehir burada gecenin frenleri kulaklarımda ben bir evin içindeyim tek başıma ben bir evim tek başıma bozkırın ortasında birkaç fotoğraf biraz daha müzik ve şarabın verdiği tüm yetkilerle. mezarların başında kimliği yutulmuş ölüler için çiçek bırak bir ihtiya...
çingen düğünü
bir iki üç. ışıklar kapandı ve seyirciler sessiz. herkes halen yaşananların şovun bir parçası olduğunu zannediyor. çingenelerden aldığım bir tutam neşe, ufak bir borç burada kimse birbirine hüzünlerini geri ödemiyor şarkılar biterken ve sarhoşlar şehri terk ederken büyük bir kaos yaşandı. zaman ...
Subscribe to eyeshot
Subscribe to eyeshot
<100 subscribers
<100 subscribers
Share Dialog
Share Dialog
karanlık çok güçlü bir şekilde parıldıyor gözlerimde. elllerim klavyenin üzerinde ve bu bir düz yazı şiiri. güçlü, dünyayı değiştirebilecek kadar güçlü bir gülümseme arzuluyorum. kaçıncı yüz yılı yaşıyorum, kaçıncı kez ölüyorum bilmeden kaçıncı kez doğuyorum ellerine. bunları söylemekten utanmayacağım, sokak boyunca yalnız başıma yürüdüm, şarap şişesi çantamda, nereye gittiğimi biliyorum, bir ev arıyorum, yeni tanıştığım bir kadının evi bu. sokak lambalarının arasında, bir tarot falından söz ediyorlar, benim bakmam gereken bir fal, hiçbir fikrim yok yalanlarım hakkında ama fal bakabileceğimi söylüyorum onlara. 22'li kart açılımlarını sevmiyorum, 22 büyük arkanadan haz etmiyorum titreşimlerin beni etkiliyor, kokun beni etkiliyor ama ben bir erkek bile değilim artık. bedenim çürüdü, ruhum 300 yıl önce vivaldi "dört mevsim" parçasını bestelediğinde, 1723 yılında öldü. o günlerde ispanyol bilim insanı Anza, kaliforniyayı keşfediyordu ve ben tüm bunlardan habersiz belçika da bir barda ne kadar yalnız olduğumu düşünüyordum. güzel yıllardı, Nick Cave halen daha hayatta, Patti Smith bakire ve üçüncü ahmet yeni tahta çıkmıştı.
her şeyin sonunda kelimelerden kaçmayı deniyorum, bu dünyanın gerçekliği yükselirken ensemde, ben onun gölgesinde dinleniyorum, evrim geçiriyorum, dağılıyorum, uçuyorum uçuyorum uçuyorum uçuyorum. o kadar yüksek ki, beni oradan görebileceğini zannetmiyorum. beni anladığını düşündüğüm günler geride kaldı çünkü artık ben kendimi bile anlamıyorum. ne kadar zaman oldu bu bedeni terk edeli, sancılı bir yığın gibi ekşi bir tat, bu kusmadan önce gelen ilk sinyal, eski dostum böyle derdi, kendisi sık sık kusardı.
şimdi hepimiz kutsal yaratığın şatosunda, kendimize ait bir tekillik odasında adeta terk edilmişçesine bekliyoruz. yalnızlığımızdan güç buluyor, ona anlam yüklüyor ve yüzümüzdeki kırışıklıkları aynanın karşısında yıkıyoruz.
acıdan ve hikayelerden geriye ne kalıyor? geriye kalanlar, hatıralar gerçekliği temsil edebilir mi? ve işte burada, bizim terk ettiğimiz her şey, gerimizde kalan her şey, bir deniz, bir aşk, bir fikir, hepsi burada.
karanlık çok güçlü bir şekilde parıldıyor gözlerimde. elllerim klavyenin üzerinde ve bu bir düz yazı şiiri. güçlü, dünyayı değiştirebilecek kadar güçlü bir gülümseme arzuluyorum. kaçıncı yüz yılı yaşıyorum, kaçıncı kez ölüyorum bilmeden kaçıncı kez doğuyorum ellerine. bunları söylemekten utanmayacağım, sokak boyunca yalnız başıma yürüdüm, şarap şişesi çantamda, nereye gittiğimi biliyorum, bir ev arıyorum, yeni tanıştığım bir kadının evi bu. sokak lambalarının arasında, bir tarot falından söz ediyorlar, benim bakmam gereken bir fal, hiçbir fikrim yok yalanlarım hakkında ama fal bakabileceğimi söylüyorum onlara. 22'li kart açılımlarını sevmiyorum, 22 büyük arkanadan haz etmiyorum titreşimlerin beni etkiliyor, kokun beni etkiliyor ama ben bir erkek bile değilim artık. bedenim çürüdü, ruhum 300 yıl önce vivaldi "dört mevsim" parçasını bestelediğinde, 1723 yılında öldü. o günlerde ispanyol bilim insanı Anza, kaliforniyayı keşfediyordu ve ben tüm bunlardan habersiz belçika da bir barda ne kadar yalnız olduğumu düşünüyordum. güzel yıllardı, Nick Cave halen daha hayatta, Patti Smith bakire ve üçüncü ahmet yeni tahta çıkmıştı.
her şeyin sonunda kelimelerden kaçmayı deniyorum, bu dünyanın gerçekliği yükselirken ensemde, ben onun gölgesinde dinleniyorum, evrim geçiriyorum, dağılıyorum, uçuyorum uçuyorum uçuyorum uçuyorum. o kadar yüksek ki, beni oradan görebileceğini zannetmiyorum. beni anladığını düşündüğüm günler geride kaldı çünkü artık ben kendimi bile anlamıyorum. ne kadar zaman oldu bu bedeni terk edeli, sancılı bir yığın gibi ekşi bir tat, bu kusmadan önce gelen ilk sinyal, eski dostum böyle derdi, kendisi sık sık kusardı.
şimdi hepimiz kutsal yaratığın şatosunda, kendimize ait bir tekillik odasında adeta terk edilmişçesine bekliyoruz. yalnızlığımızdan güç buluyor, ona anlam yüklüyor ve yüzümüzdeki kırışıklıkları aynanın karşısında yıkıyoruz.
acıdan ve hikayelerden geriye ne kalıyor? geriye kalanlar, hatıralar gerçekliği temsil edebilir mi? ve işte burada, bizim terk ettiğimiz her şey, gerimizde kalan her şey, bir deniz, bir aşk, bir fikir, hepsi burada.
No activity yet