Subscribe to eyeshot
Subscribe to eyeshot
Share Dialog
Share Dialog
hayırlı olsun
bir nisan gecesi bozkırın kalbinde tüm şehir burada gecenin frenleri kulaklarımda ben bir evin içindeyim tek başıma ben bir evim tek başıma bozkırın ortasında birkaç fotoğraf biraz daha müzik ve şarabın verdiği tüm yetkilerle. mezarların başında kimliği yutulmuş ölüler için çiçek bırak bir ihtiya...
1723
karanlık çok güçlü bir şekilde parıldıyor gözlerimde. elllerim klavyenin üzerinde ve bu bir düz yazı şiiri. güçlü, dünyayı değiştirebilecek kadar güçlü bir gülümseme arzuluyorum. kaçıncı yüz yılı yaşıyorum, kaçıncı kez ölüyorum bilmeden kaçıncı kez doğuyorum ellerine. bunları söylemekten utanma...
çingen düğünü
bir iki üç. ışıklar kapandı ve seyirciler sessiz. herkes halen yaşananların şovun bir parçası olduğunu zannediyor. çingenelerden aldığım bir tutam neşe, ufak bir borç burada kimse birbirine hüzünlerini geri ödemiyor şarkılar biterken ve sarhoşlar şehri terk ederken büyük bir kaos yaşandı. zaman ...
hayırlı olsun
bir nisan gecesi bozkırın kalbinde tüm şehir burada gecenin frenleri kulaklarımda ben bir evin içindeyim tek başıma ben bir evim tek başıma bozkırın ortasında birkaç fotoğraf biraz daha müzik ve şarabın verdiği tüm yetkilerle. mezarların başında kimliği yutulmuş ölüler için çiçek bırak bir ihtiya...
1723
karanlık çok güçlü bir şekilde parıldıyor gözlerimde. elllerim klavyenin üzerinde ve bu bir düz yazı şiiri. güçlü, dünyayı değiştirebilecek kadar güçlü bir gülümseme arzuluyorum. kaçıncı yüz yılı yaşıyorum, kaçıncı kez ölüyorum bilmeden kaçıncı kez doğuyorum ellerine. bunları söylemekten utanma...
çingen düğünü
bir iki üç. ışıklar kapandı ve seyirciler sessiz. herkes halen yaşananların şovun bir parçası olduğunu zannediyor. çingenelerden aldığım bir tutam neşe, ufak bir borç burada kimse birbirine hüzünlerini geri ödemiyor şarkılar biterken ve sarhoşlar şehri terk ederken büyük bir kaos yaşandı. zaman ...
<100 subscribers
<100 subscribers
Şeffaf şeyler, hoş kokulu şeyler… titreşen, ışıldayan… hayal bile edemeyeceğiniz derecede "canlı" şeyler. Böylesine harika şeyleri kalbinde ve aklında tutamayan insanların yaşaması üzücü... Her şey bir bir yok olup gidiyor.
Tekrar olması uzun sürmeyecek, göreceksin. Bir mekana ait olmayan herkesin çekip gidişi gibi ya da bir mekana ait olmadığını düşünen herkesin çekip gitmeni isteyişi gibi. Acı her ne kadar yakın ve keskin olsa da, merak etme uzun sürmeyecektir. Hepsini unutacaksın. Bu, insan ırkının iki lütfundan biri. Neyse ki unutacağız ve neyse ki öleceğiz.
Değişen hükümetler, dönülen normaller, unutulan toplu mezarlar, televizyonda konuşması gerekenler, televizyonda susması gerekenler ve televizyonda ölmesi gerekenler, hepsi orada.
Bir keresinde, Kıbrıs sıcağının altında saatler boyunca Ulus Baker'in mezarını aradım. Yanımda 1 litre şarapla birlikte. Şarap bitene kadar Baker'in yattığı yere ulaşamadım. Ya çok hızlı içtiğim için ya da Baker çok önce öldüğü için. Ama Baker'in annesine denk geldim, sanırım bu da bir şeyler ifade edecektir.
"Devlet, korkusuz ve umutsuz yapamaz."
Çağların bedenlerindeki geçişler. Tüm bu aksiyonun amacı ne? Ah, gerçekten güzel bir seks anısını unutmam mümkün mü? Bu da diğerleri gibi sadece bir "an" mı silinip gidecek ve asla hiç kimse tarafından hatırlanamayacak? Biraz hüzünlü ve ürkütücü, yağmurlu gecelere ait bir düşünce.
Evet sırada seçimler var. Zırvalamaktan vazgeçin. Televizyonun sesini açın ve dans eden şu salaklara bakın. ZAFER NARALARI ATIP BÜTÜN SOKAKLARDA KUTLAMALAR YAPACAĞIZ! Peki neden?
Kendi gerçekliğinden bu denli kopuk bir toplum var mı? Ölülerini, acılarını ve parçalanışlarını bu kadar çabuk yutabilen, sindirebilen ve kaçınılmaz olarak sıçabilen başka bir toplum var mı?
Tüm seçim süreci boyunca dikkatimi teken tek cümle: "Bu iktidardan kurtulmak için bu muhalefetten de kurtulmak gerekiyor."
Haklı birçok yönü var. Bizi A mı yoksa B mi kucağına alacak, sanırım yine buna karar vermeye çalışıyoruz. Ve yine çok kararsızız, yine çok duygusalız, yine çok salağız. Bu topraklarda yüz yıllık tarih için gereğinden fazla hata yapıldı.
Bir anarşist pankartı, alt başlıkta da yer verdiğim önemli bir cümle tekrar hatırımda belirdi:
Bizi temsil etmiyorsunuz, bizi hayal bile edemezsiniz.
Şimdi gerçekten oturup bir düşünelim. Yüz yıl sonra, birkaç dakika boyunca düşünelim. Kötünün iyisine razı mıyız? Gerçekten seçim yapıyor muyuz yoksa denize düşen yılana sarılır hikayesi mi bu? Onlarca başka yavan benzetme yapılabilir elbette ama bunlar gerçekten "bizim" hayal ettiklerimizi hayatları boyunca akıllarından geçirdiler mi hiç? Biz kimiz ve onlar kim? Savaşı kim kazanacağını söyleyebilirim fakat bu o kadar kolay olmayacak.
Size Türkiye'nin gelecek yüz yılını bir kolaj olarak sunuyorum. Bu noktada cut-up devreye girecektir ve ağzının suyu akan komple teoristleri için anlaşılamaz birkaç cümleden ibaret rastgele yerleştirilmiş ve doğru zaman geldiğinde yerini bulacak kelimeler yığınını resmediyoruz:
//
Başlangıcı olmayan kumar ve noter masasında yer almam. Nihai seviyesinin tahmin edilen bölgede vatandaşın yanında olduğunu kabul etti. Cenaze ve defin işlemlerinden derhal alı konulmasını talep ediyor ve kendisini derhal genel merkezimize bekliyoruz. Politika eylemlerinin talep üzerindeki etkilerinin ekonominin faiz üzerinde belirleyici rol oynadığı yaygın olarak görülüyor. Saldırı altındayız, sikik almanlar ve sikik amerikanlar ve sikik ruslar hepsi bizi canlı canlı gömmek istiyor. İç savaş, içerden başlamaz.
Cumhuriyetin yüzüncü yılı için buradayız. Birtakım ritüeller gerçekleştirmek, biraz gezmek, ölülerini anmak ve yaşayanlarla sevişmek istiyoruz. Bu partiyi kim yönetiyor? Hepimizin kafası 20 yıldır ayık ve bu partiyi kim yönetiyor? Alkoller nerde, uyuşturucular? YÜZ YILDIR BU ANI BEKLİYORUM, YÜZ YILDIR SENİ ARZULUYORUM. Mersis sokaktan aşağı doğru yürürken, sokağın başındaki polislerin bana doğru koştuğunu fark ediyorum. Allahım bu bir rüya olmalı, lütfen. Yüz yıldır bu anı bekliyorum, diye çığlık atarak polislerin üstüne koşmaya başlıyorum. Lütfen, bu bir rüya olmalı.
Gary Brooker, türün doğuşunda önemli bir rol oynayan bir figürdü. 76 yaşında öldü. 2 sene sonra oy kullanırken görüldü ve bir daha kimse bu konu hakkında konuşmadı. Puştlar, şarkının bitmesine bile izin vermeden çocuk odasını havaya uçurdular. Neyse ki sadece ÇOCUĞUN BABASI öldü çünkü bebek yan odada annesinin memelerini avuçlamış bir şekilde uyuyordu ve adam flörtüyle konuşmak için çocuk odasına ufak bir gece kaçamağı yapmıştı. Savaşı kim kazandıysa seçimi o kaybedecektir. Ya da SAVAŞIN DA SEÇİMİN DE KAZANAN TARAFI OLMAZ. Paraları alın ve bu ülkeyi terk edin. Her zaman olduğu gibi rahatınıza bakın ve o pahalı yataklarınızda donunuzdan boklar akarken tavana bakıp son kez gülümseyerek, ağzınızdan salyalar akarak geberin. Hesap sorulmayacak, affedilmeyecek ve unutulmayacak, sizi sikikler!
Şeffaf şeyler, hoş kokulu şeyler… titreşen, ışıldayan… hayal bile edemeyeceğiniz derecede "canlı" şeyler. Böylesine harika şeyleri kalbinde ve aklında tutamayan insanların yaşaması üzücü... Her şey bir bir yok olup gidiyor.
Tekrar olması uzun sürmeyecek, göreceksin. Bir mekana ait olmayan herkesin çekip gidişi gibi ya da bir mekana ait olmadığını düşünen herkesin çekip gitmeni isteyişi gibi. Acı her ne kadar yakın ve keskin olsa da, merak etme uzun sürmeyecektir. Hepsini unutacaksın. Bu, insan ırkının iki lütfundan biri. Neyse ki unutacağız ve neyse ki öleceğiz.
Değişen hükümetler, dönülen normaller, unutulan toplu mezarlar, televizyonda konuşması gerekenler, televizyonda susması gerekenler ve televizyonda ölmesi gerekenler, hepsi orada.
Bir keresinde, Kıbrıs sıcağının altında saatler boyunca Ulus Baker'in mezarını aradım. Yanımda 1 litre şarapla birlikte. Şarap bitene kadar Baker'in yattığı yere ulaşamadım. Ya çok hızlı içtiğim için ya da Baker çok önce öldüğü için. Ama Baker'in annesine denk geldim, sanırım bu da bir şeyler ifade edecektir.
"Devlet, korkusuz ve umutsuz yapamaz."
Çağların bedenlerindeki geçişler. Tüm bu aksiyonun amacı ne? Ah, gerçekten güzel bir seks anısını unutmam mümkün mü? Bu da diğerleri gibi sadece bir "an" mı silinip gidecek ve asla hiç kimse tarafından hatırlanamayacak? Biraz hüzünlü ve ürkütücü, yağmurlu gecelere ait bir düşünce.
Evet sırada seçimler var. Zırvalamaktan vazgeçin. Televizyonun sesini açın ve dans eden şu salaklara bakın. ZAFER NARALARI ATIP BÜTÜN SOKAKLARDA KUTLAMALAR YAPACAĞIZ! Peki neden?
Kendi gerçekliğinden bu denli kopuk bir toplum var mı? Ölülerini, acılarını ve parçalanışlarını bu kadar çabuk yutabilen, sindirebilen ve kaçınılmaz olarak sıçabilen başka bir toplum var mı?
Tüm seçim süreci boyunca dikkatimi teken tek cümle: "Bu iktidardan kurtulmak için bu muhalefetten de kurtulmak gerekiyor."
Haklı birçok yönü var. Bizi A mı yoksa B mi kucağına alacak, sanırım yine buna karar vermeye çalışıyoruz. Ve yine çok kararsızız, yine çok duygusalız, yine çok salağız. Bu topraklarda yüz yıllık tarih için gereğinden fazla hata yapıldı.
Bir anarşist pankartı, alt başlıkta da yer verdiğim önemli bir cümle tekrar hatırımda belirdi:
Bizi temsil etmiyorsunuz, bizi hayal bile edemezsiniz.
Şimdi gerçekten oturup bir düşünelim. Yüz yıl sonra, birkaç dakika boyunca düşünelim. Kötünün iyisine razı mıyız? Gerçekten seçim yapıyor muyuz yoksa denize düşen yılana sarılır hikayesi mi bu? Onlarca başka yavan benzetme yapılabilir elbette ama bunlar gerçekten "bizim" hayal ettiklerimizi hayatları boyunca akıllarından geçirdiler mi hiç? Biz kimiz ve onlar kim? Savaşı kim kazanacağını söyleyebilirim fakat bu o kadar kolay olmayacak.
Size Türkiye'nin gelecek yüz yılını bir kolaj olarak sunuyorum. Bu noktada cut-up devreye girecektir ve ağzının suyu akan komple teoristleri için anlaşılamaz birkaç cümleden ibaret rastgele yerleştirilmiş ve doğru zaman geldiğinde yerini bulacak kelimeler yığınını resmediyoruz:
//
Başlangıcı olmayan kumar ve noter masasında yer almam. Nihai seviyesinin tahmin edilen bölgede vatandaşın yanında olduğunu kabul etti. Cenaze ve defin işlemlerinden derhal alı konulmasını talep ediyor ve kendisini derhal genel merkezimize bekliyoruz. Politika eylemlerinin talep üzerindeki etkilerinin ekonominin faiz üzerinde belirleyici rol oynadığı yaygın olarak görülüyor. Saldırı altındayız, sikik almanlar ve sikik amerikanlar ve sikik ruslar hepsi bizi canlı canlı gömmek istiyor. İç savaş, içerden başlamaz.
Cumhuriyetin yüzüncü yılı için buradayız. Birtakım ritüeller gerçekleştirmek, biraz gezmek, ölülerini anmak ve yaşayanlarla sevişmek istiyoruz. Bu partiyi kim yönetiyor? Hepimizin kafası 20 yıldır ayık ve bu partiyi kim yönetiyor? Alkoller nerde, uyuşturucular? YÜZ YILDIR BU ANI BEKLİYORUM, YÜZ YILDIR SENİ ARZULUYORUM. Mersis sokaktan aşağı doğru yürürken, sokağın başındaki polislerin bana doğru koştuğunu fark ediyorum. Allahım bu bir rüya olmalı, lütfen. Yüz yıldır bu anı bekliyorum, diye çığlık atarak polislerin üstüne koşmaya başlıyorum. Lütfen, bu bir rüya olmalı.
Gary Brooker, türün doğuşunda önemli bir rol oynayan bir figürdü. 76 yaşında öldü. 2 sene sonra oy kullanırken görüldü ve bir daha kimse bu konu hakkında konuşmadı. Puştlar, şarkının bitmesine bile izin vermeden çocuk odasını havaya uçurdular. Neyse ki sadece ÇOCUĞUN BABASI öldü çünkü bebek yan odada annesinin memelerini avuçlamış bir şekilde uyuyordu ve adam flörtüyle konuşmak için çocuk odasına ufak bir gece kaçamağı yapmıştı. Savaşı kim kazandıysa seçimi o kaybedecektir. Ya da SAVAŞIN DA SEÇİMİN DE KAZANAN TARAFI OLMAZ. Paraları alın ve bu ülkeyi terk edin. Her zaman olduğu gibi rahatınıza bakın ve o pahalı yataklarınızda donunuzdan boklar akarken tavana bakıp son kez gülümseyerek, ağzınızdan salyalar akarak geberin. Hesap sorulmayacak, affedilmeyecek ve unutulmayacak, sizi sikikler!
No activity yet